Bu yazıda akademide ve özel sektörde çalışmayı bir akademik araştırmacının gözünden karşılaştıracağım. Açık olmak gerekirse bu karşılaştırmanın tüm sektörler için geçerli olduğunu iddia edemem, çünkü bilgisayar mühendisliği kökenliyim. Dolayısıyla karşılaştırma, IT çalışanları ve IT'de kariyer fırsatı arayanlar için yapılmıştır. Önce neden akademiyi seçtiğimi ve hâlâ akademik araştırmacı olarak çalıştığımı anlatayım. Günlük hayatımda sürekli aynı şeyi yapmaktan hoşlanmam; farklı şeyler deneyimlemeyi ve farklı alanlarda yenilik üretmeyi severim. Akademide araştırmacılar kendi çalışma alanlarında sürekli yeni zorlukların üstesinden gelmeye ve özgün çözümler üretmeye çalışır. Bu nedenle çok aktif olmak, kendini güncel tutmak ve araştırma alanındaki güncel eğilimleri izlemek gerekir. Benim için akademinin en çekici yanı bu. İkincisi, başkasının yanında çalışmaktan hoşlanmıyorum. Akademi size neyi, ne zaman ve nasıl çalışacağınız konusunda özgürlük verir. Kendi patronunuz sizsiniz ve esneklik gücüne sahipsiniz. Bu, akademik araştırmacıların daha az çalıştığı anlamına gelmez. Tam tersine bazen gece yarıları, hafta sonları da çalışıyorum. Ama buna başkası değil, ben karar veriyorum. Üçüncüsü, öğretmeyi gerçekten seviyorum ve öğretmek akademinin her zaman bir parçasıdır. Öğrencilere yeni konular öğretmek, öğrendiklerinde gözlerindeki ışığı görmek beni mutlu ve tatmin ediyor. Ayrıca bir akademik araştırmacının farklı şehirleri ve ülkeleri ziyaret etme fırsatı hep vardır. Bunun için atölyeler, yaz okulları, konferanslar, araştırma ziyaretleri gibi birçok vesile var. Hareketli olmayı seviyorum ve bu hareketlilik farklı kültürleri, insanları ve yerleri tanımamı sağlıyor. Aynı şekilde dünyanın her yerinden farklı akademik araştırmacılar da bizi ziyaret edebiliyor. Böylece kişi, kendi araştırma konusunun duayenleriyle yüz yüze tanışabiliyor. Ne heyecan verici bir fırsat, değil mi! Şimdi akademik araştırmacı olarak çalışmanın olumsuz yanlarına geçelim. Yaklaşık 10 yıldır akademik araştırmacıyım. Bu sürede doktoramı aldım ve üç farklı üniversitede çeşitli kadrolarda çalıştım. Benimle aynı dönemde mezun olmuş, bilgisayar mühendisliği diplomalı birçok arkadaşım var. Yaklaşık 10 yıldır özel sektörde çalışan arkadaşlarımın hemen hepsi şimdi benden daha zengin :) Doktoraları olmamasına rağmen maaşları benimkinin 2 ya da 3 katı. Ayrıca akademik dünyada, özellikle de başka bir ülkedeyseniz, kalıcı bir kadro bulmak neredeyse imkânsız. Yerel dili bilmediğiniz için ya da öğrenseniz bile başvurduğunuz kadrolarda ana dili o dil olanlar hep öncelikli olur. Bu aslında özel sektör için de geçerli, ama fark şu: örneğin Finlandiya'da akademik kadrolar sözleşmeli ve genellikle 2-4 yıllık. Akademik kadro arayan biri sürekli fon kuruluşlarına başvurmak, proje fonu almaya çalışmak ve çeşitli üniversitelerdeki kadrolara durmadan başvurmak zorunda. Oysa özel sektörde iş bulan biri aynı şirkette uzun vadeli bir sözleşmeyle çalışma şansına sahip olur. Özetle çok kazanmasam ve düzenli olarak başvuracak kadro aramak zorunda kalsam da sürekli öğrenmeyi ve bilgiyi başkalarıyla paylaşmayı seviyorum. Paranın gücü yerine esnekliğin ve özgürlüğün gücünü istiyorsanız akademi mükemmel bir seçim olur ;) Belirttiğim gibi bu karşılaştırmayı bir akademik araştırmacı yaptı. Bu yüzden IT alanında özel sektörde çalışanların yorumlarını gerçekten duymak isterim. Belki biri beni özel sektörde de benzer bir özgürlük ve esneklik olduğuna ikna edebilir, kim bilir! Her hâlükârda sloganım şu: Kendi patronun ol!
Akademi mi, özel sektör mü?
Bu yazıda akademide ve özel sektörde çalışmayı bir akademik araştırmacının gözünden karşılaştıracağım. Açık olmak gerekirse bu karşılaştırmanın tüm sektörler için geçerli olduğunu iddia edemem…
